Yoğunlaştırılmış Yaratıcı Yazarlık – Yaz dönemi – Yeniden (Gündüz ve Akşam sınıflarıyla)

YOĞUNLAŞTIRILMIŞ YARATICI YAZARLIK çalışmamız 30 TEMMUZ’DA yeniden başlıyor! AKŞAM ve GÜNDÜZ ekipleri ile… 


Müjdat Gezen Sanat Merkezi Yaratıcı Yazarlık Bölüm Başkanı FERHAT ULUDERE ile bu yolculuğa çıkmak isteyenleri bekliyoruz. 


Çalışma boyunca üzerinde durulacak konu ve yöntemler:

•Karakter yaratmak, tip ve karakterleri ayrıştırmak
•Zaman ve mekân kullanımı
•Olay örgüsü
•Karakterlerin olay örgüsüne yerleştirilmesi
•Çatışmada öykünün inşası
•Düğüm ve çözümü
•Öykünün yapıtaşları üzerinden karşılaştırmalı incelemeler
•Öykü ve roman yazarken dikkat edilmesi gerekenler
•Okuma tüyoları
•Yazı alıştırmaları ve disiplin 


Çalışma Gün ve Saatleri (Gündüz Grubu):

30 Temmuz Salı – 12.00-14.00
31 Temmuz Çarşamba – 12.00-14.00
6 Ağustos Salı – 12.00-14.00
7 Ağustos Çarşamba – 12.00-14.00
20 Ağustos Salı – 12.00-14.00
21 Ağustos Çarşamba – 12.00-14.00
27 Ağustos Salı – 12.00-14.00
28 Ağustos Çarşamba – 12.00-14.00 


Çalışma Gün ve Saatleri (Akşam Grubu):

30 Temmuz Salı – 19.00-21.00
6 Ağustos Salı – 19.00-21.00
20 Ağustos Salı – 19.00-21.00
27 Ağustos Salı – 19.00-21.00
3 Eylül Salı – 19.00-21.00
10 Eylül Salı – 19.00-21.00 


Yer: 116/5 Sokak No:18 B Blok D:3 Bornova, İzmir 

Bilgi ve kayıt: 0232 421 61 66 – bilgi@yaziciziceki.com 

Beril Erbil ile Hikayelerini Keşfet 8 Nisan’da Başlıyor!

“Hikâyelerini Keşfet” üç bölümden oluşan, dünyayla kurduğumuz bağı fark etmemizi sağlayan, hikâyelerimizi ortaya çıkaran ve farklı bakış biçimlerini deneyimleten bir potansiyeli ortaya çıkarma atölyesidir.

Yazmaya hazırlayıcı bu atölye ile yazma kaygısını, korkusunu ve yazmaya başlama konusundaki sıkıntıları yenebilir, yazının iyileştirici gücünden faydalanabilirsiniz.

Bu atölye, anlatım, uygulamalar ve yazı alıştırmaları üzerinden ilerler. Üç bölüm (6 hafta) olarak tasarlanmıştır.

  • Fark Ediş
  • Anlatış
  • Yaratıcı Bakış

Hepimizin hayatında çocukluğumuza ve daha yakın geçmişimize ait hikâyeler vardır. Bu hikâyeleri bazen bize anlatıldıkları şekilde hatırlarız, bazen unutup gideriz. Günlük hayatımızda pek çok yere gider, pek çok olay yaşarız. Kimilerimiz çevremizdeki detayları fark ederken kimimiz onların farkına varmadan ya da onları önemsemeden yürüyüp gider. Bir kitap okuruz ve yazarın günlük hayatın basit detaylarını nasıl da güzel ifade ettiğini düşünürüz. Her şey tam yaşadığımız gibidir, ama bizim aklımıza onu öyle anlatmak gelmemiştir. Oysa gördüğümüz, okuduğumuz, yaşadığımız her şey bilinçaltımızda kayıtlıdır.

Bu hikâyelerin farkına varmak, zihinden geçen düşünceleri keşfetmek ve dinlemek kişiyi kendisine yaklaştırır. Kendinin farkında olan insan, kendi hikâyelerinin de farkındadır, bu hikâyeleri anlatabilir.

Hayal gücü düşüncelerin ifade edilmesinde ve yeni tasarımların ortaya çıkışında vazgeçilmezdir. Hayal gücünün farkına varan insan yaratmanın ve estetik duygunun hazzını alacak, tüm hayatında daha yaratıcı ve yenilikçi olacaktır.

Bu çalışmada bol bol yazacağız. Yazarken kendi iç dünyamızı keşfedeceğizNeden yazdığımızı ve yazının iyileştirici gücünü anlayacağız. Yaşadıklarımız ve gördüklerimiz hakkında daha önce düşünmediklerimizin farkına varacağız. Yazmamıza engel oluşturan durumları keşfedeceğiz; bu engelleri aşmanın yollarını bulacağız. Yazarak kendimizi ifade etme becerimizi geliştireceğiz. Konu bulmadaki sıkıntıları gidereceğiz. Yazabildiğimizi göreceğiz, yazma becerimizi daha ileriye taşımak istersek yaratıcı yazarlık ve öykü atölyeleri öncesinde üzerinde oynayabileceğimiz birçok malzeme biriktireceğiz.

Atölye Günleri:

8 Nisan, 15 Nisan, 29 Nisan, 6 Mayıs, 13 Mayıs, 20 Mayıs / Toplam 6 hafta Gün ve saat: Pazartesi / 11.00 – 15.00

Son kayıt tarihi: 3 Nisan 2019

Yer:

Yazı Çizi Çeki Atölyesi

116/5 Sokak No:18/B Birlik Apt. D:3 Bornova – İzmir

Beril Erbil Hakkında

1982 yılında İzmir’de doğdu. Dokuz Eylül Üniversitesi İşletme Fakültesi İşletme Bölümü’nden mezun olduktan sonra 2012 yılına kadar perakende sektöründe çalıştı. Kurumsal hayata veda etmesinin ardından 2013’te Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bölümü’nde Sosyal Bilimlerde İnsan Çalışmaları üzerine yüksek lisansa başladı. Bitirme projesini Franz Kafka’nın Dönüşüm Adlı Eserinde Yabancılaşma üzerine yaptı.

2015 yılında Yazı Çizi Çeki Atölyesi’ni hayata geçiren Beril Erbil, edebiyat atölyeleri düzenliyor, bibliyoterapi yöntemlerini kullandığı okuma gruplarına liderlik ediyor, kurumsal eğitimler veriyor; editörlük, edebiyat ve öykü çalışmalarına devam ederken çeşitli dergi ve gazeteler için yazılar yazıp söyleşiler yapıyor.

Göksel Bekmezci ile Kelime Atölyesi Yeniden İzmir’de!

Kelimeler, birer organdır.
Yaşamla bağ kurmamızı sağlar.
Dünyamızı kelimelerle ifade eder,
kelimelerle tanımlarız.
Böylece duvarlar örer ya da duvarları yıkarız.
Biz, konuştuğumuz kişiyiz.
Seçtiğimiz kelimeler, sözler sadece konularımızı değil,
bütünüyle bizi resmeder.
Ve sustuklarımız, bundan bağımsız kalamaz.

Göksel Bekmezci ile yürütülecek atölyede öne çıkan başlıklar:

* Kelimelerin sözlük, psikolojik ve sosyolojik anlamları
* Kelimelerin şuurla etkileşimi ve yaşama dönüşmesi
* Her soru bir davettir.
* Sözde, metinde ve kişide anlam kayması
* Söz ile ses arasındaki fark
* Söz azaldıkça ses yükselir
* Yaşam çok seslidir fakat tek dille konuşur

Tarih: 15, 16, 17 Şubat 2019
Saat: 12.00 – 16.00 (Toplam 12 saat)
Yer: Yazı Çizi Çeki Atölyesi
Adres: 116/5 Sokak No:18 B Blok Birlik Apt. D:3 Bornova, İzmir

Bilgi ve kayıt: 0232 421 61 66 – bilgi@yaziciziceki.com

Göksel Bekmezci Kimdir?
2002 yılında (MSM) Müjdat Gezen Sanat Merkezi Yaratıcı Yazarlık Bölümü’nden mezun olup, Araştırmacı-Şair Sunay Akın’a ve Sanat Felsefesi üzerine Sabiha Özdemir’e asistanlıklar yapan Yazar/Şair Göksel Bekmezci, Gri Hikayeler, Eski Cesetler ve Bir Elmanın Yarası adlı üç kitap yazdı.
2011-14 yıllarında tek kişilik anlatısı Küf Noktası’nı sahneledi.
Reklam metin yazarlığı, dergi editörlüğü ve düzeltmenlikler yapan Bekmezci, 2012 yılından bu yana, başta Müjdat Gezen Sanat Merkezi (MSM) olmak üzere özel kurumlarda Metin İnceleme ve Kelime Atölyesi üzerine deneyimleri paylaşmaktadır. Ayrıca üç dönemdir MSM Yaratıcı Yazarlık Bölümü’nde başkan yardımcılığı görevini yürütmektedir.

 

İzmir’in Aşk Asansörü Yıkılmaktan Nasıl Kurtuldu?

Ceyhan Demir’in çeşitli illerde kaymakamlık, vali yardımcılığı ve İzmir’de belediye başkanlığı görevleri sırasındaki anılarından derlediği “İzmir’in Aşk Asansörü Yıkılmaktan Nasıl Kurtuldu?” adlı kitabı elimize ulaştı. Editörlüğünü Beril Erbil’in yaptığı, tüm geliri Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneğine aktarılacak kitabı İzmir Konak’taki Yavuz Kitabevi’nden temin edebilirsiniz.

Kendi Sesini Neden Duyurmak İstiyorsun?

Söyleşi: Beril Erbil

Melike İnci’nin son romanı Aşk Sıraya Girmez geçtiğimiz Nisan’da Yitik Ülke Yayınları tarafından yayımlandı. Sondan başlayan bir üçlemenin ikinci romanı olan kitap, diyaloglarla örülmüş kurgusuyla dikkat çekiyor. Yazı Çizi Çeki Atölyesi’nin ilk adımlarından beri desteğini hissettiğimiz sevgili Melike İnci’yle yazma serüveni, yazma rutinleri, yazının iyileştirici gücü üzerine küçük bir söyleşi yaptık.melike-inci-800x533

“Ben size doğum gününüzü sorarım, siz portakalı anlatırsınız” ile başlayan yazma serüveninden biraz bahseder misin?

Bu soruyla bu kadar zaman sonra karşılaşacağımı hiç ummuyordum açıkçası. Dikkatine hayran kaldım. Portakalı anlatmadan önce de yazdım elbette. Hatta ilk öykülerim hep şiddet gören kadınları anlatıyordu. O öyküler kim bilir hangi defterde şimdi. Geçici atamayla gelen bir öğretmenin bizi oyalamak için verdiği alıştırmalar. Sonra yukarıdaki cümleyi sarf eden öğretmenle bağımsızlığımızı ilan etmiştik. Arkadaşlarımın yazdığı metinler de gayet iyiydi, ama ben yazmadan duramadım. Duramazdım da… Hani susmayan tipler vardır ya sınıflarda, biz de birbirimize uzun mektuplar yazmadan duramazdık. Biz dediğim de Yasemin Pichler’le ben. Yan sınıflardan arkadaşlarımız bizim yazışmaları ödünç alıp okumaya bayılırlardı. Yasemin’in de benim de edebiyattan uzak kalma ihtimalimiz pek yoktu. Kalmadık da… O Almanca – Macarca – İtalyanca – Türkçe dilleri arasında çeviri yapıyor ve dilimize çok önemli iki eseri kazandırdı bile. Benim de hikâyemi az çok biliyorsun. Üniversiteye devam ettiğim dönemde bir süre mektup ve günlük dışında bir yazma eylemim olamadı, ama devam zorunluluğum sona erdiği andan itibaren yazmadan duramadım. Şiire yakın, şiir olmayan metinlerden, yavaş yavaş kurmacanın dünyasına geçiyordum. İlk roman girişimim 2002 yılındaydı. Tam kendimi kaptırıp yazarken bir noktada durdum. Bir şeyi yanlış yapıyordum. Bu arada elime ne geçerse okumaya devam ediyordum: Çağdaş yazarların kitapları, klasikler, popüler kitaplar, kendi keşfettiklerim. Kendi yazdığıma ısınamadım. Karakterlerin geçmişi ile ilgili bir yerde takılı kalmıştım ve çok araştırma yapmam gerekiyordu. Gelişi güzel de yazamazdım. Böylece o dosyayı bir daha elime almadım. Yine aynı senenin sonunda depresif bir anımda ilk otobiyografik romanımı yazıp bir zarfa koydum. 2003 yılında Alarm dergisine dört hafta konuk oldum. Sonra yine kendi kendime yazmaya devam ettim. 2007 yılında Kırılma Anları üçlemesinin ilk paragrafını bir deftere yazdım. Sonra karakterlerin kimler olduğunu, ilk roman için nasıl bir hazırlık yapmam gerektiğini planladım. Yukarıda bahsettiğim girişim gibi yarıda kalmasını istemiyordum. Sonrası malum…

Okudukça ve yazdıkça dönüşen bir kalemden bahsediyorsun. Yazmak içimizdeki yaratıcı ruhu nasıl ortaya çıkarır?

Yazar ortaya yeni bir şey koymak istiyorsa mecburen yaratıcı olmaya çalışacaktır. İşin kötüsü yazılmış eserlerin sayısını düşünürsek ortaya çok yeni bir şey koymak da çok zor. Burada kendi dilini oluşturma, farklılığını poetikası üzerinden gösterme gibi etkenlerin rolü büyük. Bunu büyük bir sorumluluk olarak görüyorum ve öncelikle o ruhu okuyarak, düşünerek beslememiz gerektiğini düşünüyorum.

Yazmanın iyileştirici gücü hakkında ne düşünüyorsun? Otobiyografik romanlar açısından da yorumlayabilir misin?

Elbette yazanı da okuyanı da iyileştirdiğini düşünüyorum. Kurmaca yazarken zaten düşünceler başka bir dünyaya, başka insanlara odaklanıyor. O süreç, herhangi bir kişisel sorun varsa, kendinden uzaklaşıp soruna nesnel bakmaya imkân tanıyor. En azından benim deneyimim böyle.

Otobiyografik romanlar açısından düşününce iyileştiriciliğini benim inkâr etmem mümkün değil. Depresyonun derinliklerinden o zarfa koyup kaldırdığım roman sayesinde çıkabildim. Sanırım tüm kızgınlıklarımı ve kırgınlıklarımı kusmuştum. Dört gün hiç durmadan toplamda otuz – otuz beş bin sözcükten oluşan bir roman yazmıştım. Sonra da rahat bir uyku çekip sanki hiç o bunalımlı dönemi geçiren kişi ben değilmişim gibi tatile çıkmıştım.

Yazma rutinlerin nelerdir?

Buna daha önce bir söyleşide kısa bir yanıt vermiştim: Yazmaya oturuyorum, yazıyorum. Bu kez öyle yapmıyorum. Her şeyden önce mutlaka her gün yazmak gerekiyor. Bu yüzden çantamda mutlaka bir defter ve kalem bulunuyor. Bazen günün yoğunluğundan gelen elektronik postalara bile yanıt vermediğim oluyor; ama mutlaka bir şey yazıyorum.

Her ne kadar önceden planlasam da yazmakta olduğum kurmaca metnin içinde çıkmaz sokaklara girdiğim zamanlarda sevdiğim bir şeyi Türkçe’ye çeviriyorum. Çeviri yaparken insan kendi dili hakkında çok fazla düşünüyor.

Tabii okumak da yazma eyleminin bir parçası. Her gün en az iki saat okuyorum. Cuma, Cumartesi ve Pazar bu süre çok artabiliyor.

İyi edebiyat sence nedir?

İyi edebiyat evrensel edebiyattır. Yuvarlak bir yanıt vermişim gibi duruyor; ama başka bir şey düşünemiyorum.

Yazma atölyeleri hakkında neler düşünüyorsun?

O atölyelere katılmış biri olarak yazma atölyelerini düzenleyen kişilerin yazarı serbest bırakabildikleri, herhangi bir kalıpla ya da türle sınırlandırmaya çalışmadıkları sürece yazma disiplinini edinme, kendi rutinini belirleme açısından çok faydası olduğunu düşünüyorum.

Herkes yazabilir mi?

Herkes yazabilir. Herkes yazıyor zaten…

Yazmaya gönül vermiş kişilere tavsiyelerin nelerdir?

Yine klasik bir yanıt vereceğim: Çok okumak. Çok okumak, çok çeşitli okumak ve bu okumaların sonucunda kendi sesini neden duyurmak istediğin üzerine çokça da düşünmek gerekiyor.