Özge Doğar ile “Eyvah, Çocuğum Kitap Okumuyor!”

Sizler kitap okumanın faydalarını biliyorsunuz fakat bilmenizin hiçbir işe yaramadığını hissediyorsunuz, çocuğunuza sürekli “Kitap oku!” diyorsunuz ama o sözünüzü bir türlü dinlemiyor, sıkılıyor, kaçıyor, saklanıyor, bahaneler buluyor…

Bir çocuğun eğitiminden sorumlu olmak, onun dünyasını şekillendirip geleceğe hazırlanmasını sağlamaktır. Onun için en iyiyi istemeniz ama bazen en iyinin ne olduğunu bilememeniz ve şaşırmanız çok normal. Bu şaşkınlığa rağmen kitap okumamasını “eyvah” diyerek karşılıyorsanız aslında onun için tüm kilitleri açtınız demektir.

Kitap okuyan çocukların okul hayatlarında, arkadaş ilişkilerinde ve gelecekteki iş yaşantılarında daha başarılı olduklarını; sorgulama, muhakeme, duygudaşlık (empati) yeteneklerinin yaş gruplarına göre daha gelişmiş olduğunu; özgüveni, araştırmacı yönü ve anlama hızının daha güçlü olduğunu biliyoruz. Kitap okumak, ona zor gelen matematik dersi için bile bir anahtar. Çünkü okuduğunu doğru anlayan öğrenci için zor ders yoktur. Zor kavramı; anlamadığımız, anlamlandıramadığımız durumlar içinde var olur. Anladığımız her şey kolaydır. Çocuk kitap okudukça, anlama ve dil yetisi güçlenecek böylece zor algısı da gün geçtikçe azalacaktır.

Çocuğumuza, kitap okuma alışkanlığı kazandırmak; onun zihnini yaşatmak ve sosyal hayatını güvene almak demektir. Okuma alışkanlığı olan bir birey en karışık konuları bile, okumayan diğer kişilere göre daha hızlı kavrar ve çözer.

21. yüzyılda çocukların etrafı göz alıcı oyuncaklar ve teknolojinin hareketli dünyası ile çevriliyken onların ilgisini kitaplara çekebilmek hayli zor olsa da bu atölyede verilecek tavsiyelerin ve uygulanabilir ev içi etkinliklerin işinizi kolaylaştıracağını düşünüyoruz.

Çalışmaya çocuk eğitiminden sorumlu herkes ve 14 yaşını aşmamış, okuma yazma bilen çocuğu olan tüm ebeveynler katılabilir.

Tarih: 26 Ekim 2019 Cumartesi

Saat: 14.00 – 17.00

Yer: Yazı Çizi Çeki Atölyesi – 116/5 Sokak No:18 B Blok Birlik Apt. D:3 Bornova – İzmir

Bilgi ve kayıt için: 0232 421 61 66 – bilgi@yaziciziceki.com

Özge Doğar Kimdir?

Eğitimci, yazar…

Öğretmen anne ve babanın ikinci çocuğu olarak dünyaya geldi. İlkokul, ortaokul ve lise eğitimini Mersin’de, üniversite eğitimini İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde tamamladı. “Okul Psikolojik Danışman”ı olarak sürdürdüğü mesleği, gelecek kuşaklara sorumluluğunu ve yazı yazma hevesini arttırdı. “Emekçi Kadın ve Çocuk Sorunları” üzerine eğitimler verdi. “Minik Parmaklarda Bol Yüzükler” adındaki eğitim seminerlerinde çocuk ve gelin kavramını irdeledi. 

2013 yılında çıkarmış olduğu “Meraklı Pandora” kitabı köşe yazılarının derlemesidir. Aynı yılın aralık ayında çıkardığı “Aşk’zede” romanı; kız çocuklarının küçük yaşta evlendirilmesinin, onların okutulmamasının doğuracağı sonuçları, töre adı altında sıkışmış hayatları konu alan ilk romanıdır.

Yazarın; 2014 yılında yazmış olduğu “Kâğıttan Mutluluklar” romanı, yaşadığımız toplumun bir bütün olduğunu, iki farklı kadın ve iki farklı aileyi işleyerek anlatan, toplumsal ayrışmaların bizleri ilerletmediğini gösteren ikinci romanı ve üçüncü kitabıdır.

2015 yılında yazdığı “Evlilik Anonim Şirketi” evliliklerde süregelen sorunları anlatmaktadır. 2015 yaz döneminde Uçankuş TV Kültür- Sanat Programında haftalık çocuk kitabı tanıtmış olan yazar, 2016 yılında yazdığı ‘Sevimli Köpek Maya & Tohumlu Kitap’ adlı çocuk kitabı Türkiye’de kitapla birlikte tohum veren ilk 7 yaş üzeri çocuk kitabı olma özelliği taşımaktadır.

Son kitabı Aynadaki Sır (2017, Mart), sosyo-psişik bir roman olup medyanın insanlar üzerindeki etkisini ve kitleleri nasıl yönlendirdiğini anlatmaktadır.

Yazarın halen sürdürmekte olduğu anne ve babalara yönelik “Eyvah Çocuğum Kitap Okumuyor” proje çalışması devam etmektedir.

Eylül’de Yeni Döneme Başlıyoruz!

Kısa bir tatilin ardından herkese merhaba!

Keyifli ve yoğun bir sezonun ardından biz biraz dinlenip yeni sezon için bolca enerji topladık. Umarım herkes yaz dönemini, bir soğuk bir sıcak geçen havaları, bayramları, tatilleri kendisi için en güzel biçimde, sevdikleriyle ve sevdiği şeyleri yaparak geçirmiştir.

Üstteki görsel sonbaharı anlatıyor. Çocukluğumuzun mevsimler tablosunda Eylül demek sonbahar demekti. Git gide yaz kendini eylüle kaydırsa da, benim gibi bazıları eylüle başlı başına bir mevsim dese de sanırım değişmeyen tek şey Eylül’ün kendimize çeki düzen verdiğimiz, kendimizi kışa hazırladığımız, yavaş yavaş yazla vedalaştığımız, kendimize hedefler koyduğumuz bir ay oluşu…

Evet, Eylül’e çok az kaldı ve biz Eylül’de sizlerle yeniden buluşmak için can atıyoruz. Tabii bu yaz sezonunda, yavaşlatılmış tempomuzda güzel işlere imza attık, zaman içinde onları da paylaşacağız. Ve tabii yaz bizim için yeni döneme hazırlık demek… Bu süre boyunca yeni sezonda neler yapacağımızı, sizlere nasıl yenilikler sunacağımızı düşündük ve dönem planlarımızı yaptık.

Yazı Çizi Çeki’yi hayata geçirirken benim için çok kıymetli olan ve senelerdir iç içe olduğum edebiyat alanında çalışmak, hayatımı tamamen edebiyatın çevresinde kurgulamak ve başkalarının hayatına edebiyat katmak için yola çıkmıştım. Sanatı, hayatı algılama, anlamlandırma ve yorumlama biçimi olarak seçmenin hayata katkısını anlamış, ben de kendi yolumda giderken edebiyatı bazen dinlence, bazen eğlence, bazen öğrenme aracı yerine koymuştum.

Yazı Çizi Çeki’yi kurmadan önce, yani hayatımı tamamen edebiyat çevresinde kurgulamadan önce, edebiyat beni dinlendirse de bazen kalem oynatamadığım bazen de iki satır okuyamadığım zamanlar oluyordu. Edebiyatla eğleniyor, edebiyattan keyif alıyordum ama bu eğlence ve keyfi başkalarıyla paylaşmaya kalktığımda kısıtlı bir çevrede kalıyordum. İzmir’de ve İstanbul’dan uzak olmanın, dolayısıyla edebiyat çevresinden uzak olmanın zorluklarını yaşıyordum.

Bu sebeplerle zaman zaman okumaya ve yazmaya zaman bulamayanları, ilgi alanları hakkında konuşacak daha çok kişiye ihtiyaç duyanları ve bu alanlarda güvenilir arkadaşlar arayanları çok iyi anlıyorum.

Evet, yazmak çok bireysel bir iş ve bu alanda güvenilir yol göstericilere ve iyi arkadaşlara ihtiyaç var…

Yazı Çizi Çeki Atölyesi edebiyata ve sanata ilgi duyan insanları bir araya getiren bir atölye; birlikte yazdığımız, okuduğumuz, edebiyatı ve sanatın farklı disiplinlerini tartıştığımız, uzmanlarından dinlediğimiz, birlikte ürettiğimiz bir platform; yazdıklarınızı dosyalara, dosyalarınızı kitaplara dönüştüren bir yol arkadaşı; kurumsal atölyelerle farklı alanlarda çalışanların hayatına yazıyla birlikte edebiyatı ve yaratıcılığı katan bir uzman…

Neler yapıyoruz?

Bu çatı altında yazı ve okuma atölyeleri yapıyor, edebiyat ve farklı disiplinlerden atölye çalışmaları düzenliyoruz.

Yazıya İlk Adım, Yaratıcı Yazarlık ve Edebiyat Kulübü artık klasikleşmiş ve sezon boyunca devam eden çalışmalarımız…

Yaratıcı Yazarlık’ta sevgili Ferhat Uludere ile konuştuğumuz, tartıştığımız, okuduğumuz ve yazdığımız keyifli bir yolculuğa çıkıyoruz. Öykü ve romanı oluşturan ana unsurları teker teker inceleyip öykülerimizi oluştururken okuma alışkanlıklarımız ve okuduklarımıza bakışımızdaki gelişmenin tadına varıyoruz.

Yazıya İlk Adım aslında Yaratıcı Yazarlık’tan önce tanışmanız gereken bir çalışma. Yaratıcı yazarlık alanında atölye çalışmaları düzenledikçe bazı katılımcıların yazmak isteyip yazamadıklarını gözlemliyordum. Bunda korku, kendine güvensizlik, mükemmeliyetçilik gibi etkenlerin yanında ne yazacağını bilememe, nereden başlayacağını kestirememe gibi durumlar söz konusuydu. Bazı kişiler hikâyelerini bir anda öykülere dönüştürmekte zorlanıyordu. Yazıya İlk Adım işte bu şekilde doğdu. Bu çalışmada birlikte beyaz kağıtla buluşuyor, onu anlamlandırmaya başlıyor, hikâyelerimizi ortaya çıkarırken yazma korkumuzu yeniyor, yaratıcı yazarlık çalışmaları için bolca malzeme biriktiriyoruz.

İyi yazmanın yolu bol bol okumaktan geçiyor. Ancak yayımlanan her kitabı okuma şansımız olmadığı gibi hayatımız boyunca okumak istediğimiz her kitabı okuyamayacağımız da bir gerçek. Bu noktada iyi bir okur olmanın yolu çok okumaktan ziyade kaliteli okumalar yapmaktan ve bu okuduklarımızı farklı bakış açılarıyla geliştirmekten geçiyor. Edebiyat Kulübü işte bu sebeple var. Bu çalışmada önceden belirlediğimiz okuma listemizdeki öykü ve romanları tartışıyor, yazarı, dönemi, konuyu, karakterleri ve kurguyu incelerken hayat ve edebiyatla dolu saatler geçiriyoruz.

Geçtiğimiz dönemleri, yazıya başlangıç ve yaratıcı yazarlık atölyelerimizle, okuma gruplarımızla dolu dolu geçirdik. Ortaya çıkan ürünlerin, yaratıcılığın meyvelerinin önce güzel öykülere, sonra güzel dosyalara sonra da güzel kitaplara dönüşme sürecini izlemek, aynı masa etrafında birbirinden farklı sesleri duyarak zenginleşmek çok keyifliydi.

Bu dönem programda neler var?

Her yaşayan varlığın değişip dönüşmesi gibi Yazı Çizi Çeki de zaman içerisinde değişiyor, dönüşüyor, gelişiyor.

Bu dönem Yazıya İlk Adım çalışmasının ilkine 5 Eylül’de başlıyoruz. Çalışma detayları için blog sayfamızı inceleyebilirsiniz.

Ferhat Uludere ile Yaratıcı Yazarlık çalışmamız ise 17 Eylül’de başlayacak. Program detaylarına buradan ulaşabilirsiniz.

Edebiyat Kulübümüz için detayları bulabileceğiniz ve kitap listemize ulaşabileceğiniz yeni bir sayfa oluşturduk. Buradan ulaşabilir, ilginizi çekerse kulübümüze üye olabilirsiniz. Başlangıç için tarihimiz 26 Eylül (akşam) ve 27 Eylül (gündüz).

Bu dönemde de klasikleşmiş çalışmalarımıza devam ederken programımıza yenilerini eklemeye devam ediyoruz. Detayları kesinleşen atölyelerimizi internet sitemizden ve sosyal medya hesaplarımızdan duyurmaya devam edeceğiz.

Editörlük ve danışmanlık çalışmalarımızı sizin ihtiyaçlarınız ve dosyanızın gerektirdikleri doğrultusunda size özel tasarlıyoruz. Bu sebeple böyle bir çalışmaya ihtiyaç duyuyorsanız detaylar için bilgi@yaziciziceki.com adresinden bizimle iletişime geçebilirsiniz.

Kurumsal atölyelerimizi kurumsal ve yaratıcı deneyimimizi harmanlayarak oluşturduk. Detayları öğrenmek ve kurumunuzun ihtiyaçları konusunda çalışma programımızı birlikte oluşturmak için bilgi@yaziciziceki.com adresinden bize ulaşabilirsiniz.

Günlük sayfamıza üye olup blog yazılarımızın ve atölye duyurularımızın mail adresinize gelmesini sağlayabilirsiniz. Sosyal medya hesaplarımızdan bizi takip ederek günlük hayatımıza ve hayatınıza edebiyat katacak paylaşımlara ulaşabilir, bizimle daha sıkı iletişimde olabilirsiniz.

https://www.facebook.com/yaziciziceki/

https://www.instagram.com/yaziciziceki/

İlgi alanınızda faaliyet gösteren bir yere devam etmenin ve buradaki insanlarla buluşmanın, insan hayatına katkı sağladığını, siz farkında olmadan sizi gündelik hayatın karmaşasından kurtardığını ve hayat alışkanlıklarınız arasına iyi bir alışkanlık eklediğini, size alanınızda bir disiplin kazandırdığını bu işin başından beri deneyimledim. Önümüzdeki günlerde de Yazı Çizi Çeki Atölyesi çatısında güzel işlerde, güzel insanlarla buluşmayı diliyorum.

Edebiyatla, sevgiyle…

Beril Erbil

Yazar ile Sohbet: İzmir’de Ferhat Uludere’yi Ağırladık

Beril Erbil

Kitap ile Sohbet İzmir’de ilk sezonunun sonuna yaklaşırken entelektüel birikiminden her gün çok şey öğrendiğim, edebiyatını ve kalemini beğeniyle izlediğim Ferhat Uludere’yi İzmir’de Yazar ile Sohbet’te konuk etmenin mutluluğunu yaşadık. Doğan Kitap’tan çıkan son romanı “Son 11” sohbetimizin merkezindeydi. Kasaba insanları, kasaba yaşantısı, doksanlar, futbol ve siyaset ilişkisi, naif insan manzaraları, baba-oğul ilişkileri derken iki saatin nasıl geçtiğini anlamadan sıcacık bir sohbet gerçekleştirdik. Gelin sohbetimizden satırbaşlarına bakalım.

Son 11 Ferhat Uludere’nin altıncı kitabı. Ferhat Uludere bu romanında küme düşmüş bir futbol takımından yola çıkarak bir Trakya kasabasının hikâyesini anlatıyor. Futbol deyince sakın duraksamayın. Çünkü bu romana bir futbol romanı demek büyük haksızlık olur.

Kasaba Yaşantısı ve Kasaba İnsanı

Ferhat Uludere Lüleburgazlı ve bu coğrafyadan beslenen hikâyeler yazmayı seviyor. İki öykü kitabından sonra yayımladığı ilk romanında bir Trakya kasabasını anlatarak kurmaya başladığı anlatı evreni ve yerel dil ‘Sonbaharda Sarhoş Bir Kasaba’ ve son olarak da ‘Son 11’’de iyice güçleniyor.

20’li yaşlarında yaşadığı kasabadan İstanbul’a gelerek iki yaşantıyı da deneyimlemiş yazarımız kasaba insanının sıkıntısını ve sıkışmışlığını satırlarında bize aktarırken bu insanların insanlık halleri ve trajedileri ile okuru hüzünlendirirken naiflikleri ve hayata bakış açılarıyla okuru gülümsetiyor. Evet, kitap boyunca derin bir hüzün duyuyorsunuz, bir yandan da hiç beklemediğiniz anlarda gülümsemekten kendinizi alamıyorsunuz. Trajedi ve komedi bir arada. Hayat da biraz böyle değil mi?

Kaybedenlerin Hikâyesi

Ferhat Uludere hikâyenin tamamını Lüleburgaz’ın birtakım değerleri üzerine kurmuş. Karakterlerin isimleri gerçek hayattan alınmış ancak yaşadıkları dönemler, yaşadıkları ve bu kişilerin romandaki kişilikleri gerçek hayattakilerden farklı. Bu değerler tamamen bir kurmaca içinde yoğurulmuş.

Yazarken en keyif aldığı karakteri soruyoruz. Hepsini sevmesine rağmen en renkli karakter olan Tazı Vedat’ı söylüyor ilk önce, Börekçi Mustafa ve diğerlerini saymaya devam ediyor.

Tazı Vedat İzmir ekibinin genellikle en sevdiği karakter bu arada. Vedat kaybetmiş bir futbolcu. Ferhat Uludere hayatla bir türlü barışamamış insanlar üzerinden yapılan kaybedenler mitolojisi yerine gerçekten kaybedenlerin hikâyesini yazmak istediğini söylüyor.

Seksenler – Doksanlar

Kitapdaşlarımızdan Sema Demirsoy “Kaybolan değerlere sahip çıkmak adına böyle bir kitap yazılmış gibi.” diyor. Hakikaten bu günlerden o günlere baktığımızda o günleri daha naif, daha insancıl, daha saf günler olarak anımsıyoruz.

Tabii ki roman sadece bu naiflik üzerinden ilerlemiyor. Bugünlere gelmemizde o dönemlerde yaşananların etkilerini de çok çarpıcı bir biçimde gözler önüne seriyor. Hatta tüm kitapdaşlarımız bu konuda bir aydınlanma yaşadıklarını dile getiriyorlar.

Futbol

Futbol kitabın önemli konularından biri… Tabii doksanlardan bu yana futbol da hayatımız gibi değişti. Bugün izlediğimiz futbola baktığımızda endüstriyel bir futbol görüyoruz. Ekranlarda ne küçük takımın dokunup hissedebildiğimiz futbolcusu var ne de kazanmak veya kaybetmekten ziyade oynamanın önemli olduğu futbol. “Artık her şey başarıya odaklı. Kaybedenin hikâyesini hep bir kazanan öyküsü üzerinden anlatıyoruz. Doksanlarda kazanan önemli değildi. Kaybedenin hikâyesini anlatmak istiyordum.”

Kitapdaşlarımızdan futbolu içeren bölümlerle ilgili yorumlar geliyor.

Cahide Tüzün; “Ben bir de amigonun yaklaşımından çok etkilendim. İnsanlar için futbolun, stada gelmenin, küfretmenin önemi çok iyi anlatılmış. Ne yapacağını bilmiyor, ama küfretmesi lazım. Çok güzel ifade edilmiş gerçekten.”

Nil Kubalı; “Futbolcuların da insan olabilecekleri aklıma geldi.”

Sema Demirsoy; “Futbol ile ilgili olmasını çok sevdim. Bizim kuşakta futboldan uzakta yetiştim. Yeni yeni futbola yakınlaştığımı hissediyorum.”

Aygül Kaplanseren; “Futbolu hep geçmişten gelen bir arena kültürü olarak aldık. Bu kitaba başlamadan önce toplum üzerinden birtakım eleştiriler bekliyordum, ama burada biraz insan ve birey anlamında ele almışsınız. Kitabı bitirdikten sonra alt kümede veya birinci kümelerde oynayan futbolcuların yaşam tarzları nasıl olur acaba diye düşünmeye başladım, bunlara dönük daha farklı bir bakış açısı sunacağını düşünüyorum. Farklı bir kapı açtı.”

Futbol gibi Edebiyat da Bir Oyun

Ferhat Uludere edebiyatı da bir oyun alanı olarak görüyor. Üçüncü romanı ‘Don Quijote’nin Üçüncü Cildi’’nde oyun konusunda zirve yaptığını da ekliyor. “Kitapta Don Quijote, Oblomov, Zahar, Sanco Panza, Coşkun Ermiş gibi birçok edebi karakter oturup bir handa Godot’yu bekliyorlar ve bunlar üzerine şekilleniyor hikâye… O karakterler nasıl bir araya gelir diye eğlenirken böyle deneysel bir roman çıktı ortaya.”

‘Son 11’’de de hikâye zamanını parçalama ve bölme üzerine çalışmış Ferhat Uludere. Hikâyenin gerçek zamanı 10-15 dakika ve o anda aslında hiçbir şey olmuyor. Ancak roman bize yaklaşık 30 yıllık bir süreci anlatıyor.

Sohbet Sürüyor

Babaların çocuklarıyla ilişkilerinden de bahsediyoruz bol bol. Trakya yaşantısından ve inşa ettiği yerel dilden konuşuyoruz. Bu kadar erkeğin olduğu bir romandan arda kalan kadın hikâyelerini merak ediyoruz. Yazma ritüellerinden, Son 11’in yazım sürecine, diğer romanlarından etkilendiği yazarlara kadar sorularımızı sıralıyoruz.

Kitapdaşlardan

Nil Kubalı; “Müthiş detaylar vardı. En baştaki baba-oğul ilişkisini okurken, babasının bakışıyla ben kitabın içine giriverdim, onlardan biri oldum.”

Ayşegül Pulathan; “Tamamen erkek kurgu üzerine bir kitap. Efsun ve Ayla naif, hoş tasvirler. Erkeklerin hal ve hareketleri, birbirleriyle diyalogları, davranışları, maçtakilerin aslında küfrederken de ne kadar saf olabildikleri, çaresizlikleri… Erkek bakışını görmek kadın olarak iyi geldi. Erkeğin de zor durumda olabildiğini, derinde ince duyguları olduğunu çok güzel vermişsiniz.”

Selda Çokbilen; “Bir şeyi okurken hep kadın gözüyle baktığımız için empati kurmak çok kolay oluyor. İç dünyaları açısından bakmıyoruz erkeklere, bilmiyoruz da.”

Cahide Tüzün; “Özellikle esnaf tasvirlerinde gözümün önünde canlandı karakterler. Çok başarılıydı gerçekten.”

Nilgün İleri; “Türkçesi, anlatım ve ifade harika… Beni çeken yer ve zamandan öte insanlık durumu. Beni ağlatan da insanlık durumu ve o anlatım. Sizin kitabınız eğer yarına kalacaksa o insanlık durumu o gün de insanları etkileyecek.  Sizi bu yönden çok başarılı buldum.”

‘Son 11’ Görme Engelliler için Okunacak

Biz İzmir ekibi olarak sevgili Ferhat Uludere’yi ağırlamaktan çok mutlu olduk. Onu yeni tanıyanlar mütevazı ve samimi bir yazarla tanışmaktan büyük keyif aldılar; yeni okuyanlar ise yeni bir yazar keşfetmekten…

İzmir ekibi olarak bir de güzel haberimiz var. Kitapdaşlarımızdan Sema Demirsoy Son 11’i görme engellilere okunması için ilgili kütüphaneye ulaştırmış. Okuru, dinleyeni bol, yolu açık olsun…

Hayaller Gerçek Oluyor!

Beril Erbil

Bundan altı ay önce Kitap ile Sohbetleri çoğaltmak için yola çıktığımızda büyük bir heyecan vardı içimizde. Çalışmalarımız sürdü, çalıştıkça hayallerimiz büyüdü. Ve hayallerimizin ilk adımını 5 Ekim 2017 tarihinde, Alsancak’taki Yakın Kitabevi’nde bir sabah buluşmasıyla attık. Ne güzel bir topluluktuk. Herkesin yüzündeki aydınlık, gülüşüne yansımıştı. Daha ilk günün sonuna gelmemiştik ki, harika bir ekip olacağımızı anlamıştım, olduk da!

İlk kitabımız Aslı Perker’in Sufle adlı romanı idi. Aramızda kitabı daha önce okuyanlar olduğu gibi, hiç adını duymamış olanlarımız da vardı. Biz Aslı Perker’i ve onun diğer romanlarını konuşmaya başladık önce. Yazarın yaşamını, söyleşilerinden bize yansıyanları tartışırken diğer kitaplarından yola çıkarak ‘meselelerini’ anlamaya çalıştık.

Sıra Sufle’ye geldiğinde artık Aslı Perker’i daha iyi tanıyorduk. Başladık konuşmaya… New York, Paris ve İstanbul üçgeninden hayatlarımıza uzanan roman, mutfağın sihirli dokunuşuyla birlikte karakterlerin yaşamlarını yaşamlarımıza ortak etti. Konuşa konuşa bitiremedik desek yeridir.

Kitabın etrafında sohbetimizi sürdürürken kendi hayatlarımızı düşünüyorduk, romanın kahramanlarının hayatlarını deşiyor, bağlantılar kuruyorduk. Aklımıza takılan, gerçekçi bulmadığımız yerler oluyordu, birbirimizden besleniyorduk. Bir karakterin Paris’te değil de İstanbul’da yaşasa nasıl olacağını sorguluyorduk. Paris’in bilmediğimiz sokaklarında geziyor, bu büyülü ortamın bizi götürdüğü edebiyatçılara selam veriyorduk.

Üç hafta geçtiğinde kimse bir roman üstüne bu kadar konuşabileceğimizi düşünmemişti. Kimimiz önceden okuyup gelmiştik, kimimiz üç hafta boyunca okudu kitabı. Hepimiz de farklı tatlar almıştık deneyimlerimizden.

Üçüncü haftanın sonunda katılan dostlardan duyduklarımı paylaşmasam olmaz.

“Kitabı asla çizmezdim. Artık çiziyorum ve daha çok dikkat ediyorum.”

“Çizdiğiniz yeri okurken çizmemişim, ama ne kadar derin bir duygu varmış o bölümde.”

“Daha önce okumuştum, ancak hiç hatırlamıyordum. Artık kitap benim için bir anlam kazandı, karakterler canlandı.”

“Okuduklarımı unuturdum, ancak artık unutacağımı hiç sanmıyorum.”

“Bir kitap hakkında üç hafta ne konuşacağımızı düşünmüştüm, çok şey konuşuluyormuş.”

“Hiç şiir okumazdım, ilk haftadan beri şiire daha fazla dikkat etmeye başladım. Artık şiir okuyorum.”

Birbirimizi zenginleştirirken kiminin hiç dikkat etmediği şeyin başkası için ne kadar önemli olabileceğini gördük. Birbirimizi sosyal ve kültürel faaliyetlerden haberdar ettik, yeni deneyimlerimizi paylaştık. Kitap tavsiyeleri verdik. Şiirini kapıp gelenler oldu; mutlandım. Arkadaşını kapıp gelenler oldu; umutlandım. Paylaştık ve çoğaldık.

Güzel haberi üçüncü haftanın sonunda verdim birinci ekibe. Dördüncü haftada akşam buluşmaları başlıyor diye…

Ve biz 26 Ekim 2017 tarihinde Yazı Çizi Çeki Atölyesi olarak Kitap ile Sohbet İzmir’in ilk akşam buluşmasını İpeksi Tatlar Tat Atölyesi’nde gerçekleştirdik. İkinci ekiple de çok güzel bir enerji yakaladık. Farklı deneyimlerden geliyorduk, birbirimizi besliyorduk. Bu sefer ikinci kitabımıza geçmiştik. Sevgi Soysal’ın Tante Rosa’sına… Üstelik sevgili Yasemin Sungur da aramızdaydı bu kez. Tüm ekiplerle tanışmaya, büyük bir ailenin birlikteliğini hissetmeye ve hissettirmeye gelmişti.

Evet, Kitap ile Sohbet İzmir başladı ve ilk ayını tamamladı. Yazı Çizi Çeki Atölyesi’nin kıymetli adımlarından biri oldu. Bugün buradan bakınca heyecanımın ve hayallerimin güzelliğini görüyorum. Kurduğumuz hayalin daha çok başında olsak da biliyorum ki her geçen gün daha çok paylaşacağız, daha çok çoğalacağız.

 

Kitap ile Sohbet Akşam Grubu Başlıyor!

Kitap ile Sohbet’in üçüncü haftasını tamamladık. Son derece keyifli bir sohbetin başladığını, koyulaştığını ve koyulaştıkça yayıldığını görmek hepimizi çok mutlu ediyor.

Neden akşam saatlerinde yapmadığımızı soranlar vardı. Mesai saatleri nedeniyle bize katılamadığını iletenler… Hal böyle olunca ön kayıt almaya başladık. Gördük ki talepler çok, işte güzel bir haber ile, 26 Ekim’de akşam grubumuza başlama kararı aldık.

Kitap ile Sohbet’in ne olduğunu merak edenler için söyleyelim. Bu bir kitap kulübü. Özel bir çalışma grubu. İzmir lideri Beril Erbil’in yürüttüğü, kitabın baş konuk olduğu, her konuğun fikirleri ile katıldığı bir sohbet.

Bu sohbette yaratıcı okuma ve bibliyoterapi tekniklerinden yararlanıyoruz. Gelişip eğlenirken, duygularımızın farkına varıyoruz. Yasemin Sungur’un kurguladığı Kitap ile Sohbet etkinliğinde amacımız kitap ile sohbet ederken, kitabın içine girmek, kitabın kahramanlarına dokunmak, oradan kendimize, hayatımıza bakmak, paylaşmak ve aktarmak.

Sabah grubu ile Aslı Perker’in Sufle adlı romanını konuştuk. Başlangıç ile bitiş arasında herkesin duygularının farklılaştığını gördük.

Şimdi hem sabah hem de akşam grubu ile Sevgi Soysal’ın Tante Rosa’sını okuyacağız.

Okuyup gelin ya da okumadan gelin. Paylaşımların içinde olduğunuzda okumanızdaki gelişimlere de tanık olacaksınız.

Etkinliğimiz bu yıl Haziran’a kadar her hafta devam edecek.

Kitap listemiz hazır, okunmayı bekliyor.

Kayıt olmak için bize ulaşın.

26 Ekim 2017 ve her perşembe:

Sabah: 11.00-13.00 / Yakın Kitabevi, Alsancak

veya

Akşam: 19.00-21.00 / İpeksi Tatlar Tat Atölyesi, Alsancak

Kayıt olmak için
⭐ bilgi@yaziciziceki.com
⭐ 0232 421 61 66