Yazma Halleri: Ada

Yazı: İlknur Atalkın

Fotoğraf: Melissa Thomas

Eve ilk geldiğim günü dün gibi hatırlıyorum. Yüklenip gelmişti beni evin hanımı, daha önce kendisi kolayca monte ediverdiği diğer eşyalar gibi sanmıştı beni de. Evin hanımı dediğime bakmayın hiç sevmez “evin hanımı” gibi lafları. “Evin hanımı, beyi mi olurmuş,” diye atarlanıverir hemen. Susun, duymasın! 

Beceremedi tabii… Eve gelen tesisatçıdan rica etti bizim hanımefendi. Bırak monte etmeyi üst tablamı bile tek başına tutamıyordu, bu neyin havası! Her şeyi kendi başına beceremeyeceğini ne zaman kabul edecek bu kadın bilmem… Bana ihtiyaç var mıydı bu evde onu da anlamamıştım o zaman. Toplama eşyalarla gayet de güzel düzmüşlerdi evi. Esti kafasına gitti, aldı geldi beni bir sabah. Özeniyormuş, o eve yerleşebilirlerse sözü varmış kendisine alacakmış benden bir tane. İyi ki sözünü tutmuş valla! Çok dönüp durdular etrafımda. Çok yediler, çok içtiler, çok güldüler, çok ağladılar tepemde, e varmış ihtiyaç demek…

Kurulmuştum eve o gün. Kurum kurum kurulmuştum hatta evin başköşesine… İlk gecemde yalnızdık bizim hanımla, koydu birasını o da kurum kurum kuruldu benim başköşeme. 

“Ada aldım sana bey!” diye aradı evin beyini. Bayılırlardı başka herkese saçma sapan gelecek esprilere katılarak gülmeye, en çok zor zamanlarda yaparlar bunu aslında ben biliyorum. Onlar hâlâ farkında değil.  

Geçen akşam bunlar yine toplanmış tepemde, ikisi oturmuş ikisi ayakta. Evet evet sadece bey ve hanımdan ibaret değil ev halkı. Bir küçük hanım bir de küçük bey var. Onlar da duymasın “küçük hanım” ve “küçük bey” diye anlattığımı. Analarından daha atarlılar bazen. Susun, duymasınlar! 

Küçük hanım ve küçük beyi özlemişim ben de çok. Az geliyorlardı bu eve. Çok ağladı bizim hanım onlar uzaktayken… Kimse bilmez. Onlarla konuşuyor şen şakrak, telefonu kapattı mıydı başlıyor zırlamaya. Tüm dertler bana kalıyor, anlamıyorum valla… 

Ha ne diyordum… Geçen akşam toplanmışlar yine etrafımda, mecburiyetten evde çabucak toparlanacaklarını bilmedikleri için şaşkınlardı biraz. Günbatımı saatlerinde müziğin sesini açmak yerine televizyonun sesini açıyorlar hanidir. Aynı adam konuşuyordu yine. Sakin güven verici bir sesi vardı, babacan da bir duruşu. Bakanmış. Ne acayip geliyor bu kelime düşününce şimdi bak! Hepimiz ona bakıyoruz halbuki son günlerde. Elinde yeşil bir tablo gösteriyor, rakamlar var üzerinde. O rakamlara bakıp gözlerini kaçırıyor bizimkiler birbirinden, hepsinin bakışını ben topluyorum üzerimde. Dedim ya ben topluyorum tüm dertleri ve sevinçleri bu evde, dertli bakışları topladım o akşam bol bol. Artıyor sayı dedi bir tanesi içine kaçan sesiyle. Uzun süre sustular…

Televizyonu kapattı sonra hangisi hatırlamıyorum ama beydir mutlaka, gitti sonuna kadar açtı müziğin sesini. Hanım ikinci birayı açtı. Kutudan içmeyi hiç sevmez, doldurdu en köpüklüsünden kulplu kocaman bardağa. Küçük hanım kalktı dans etmeye başladı etrafımda, bütün gün okuyup yazdıktan sonra patlardı böyle arada. Küçük bey telefonunu aldı eline, “Terhisleri de uzatmışlar, Yusuf ne yapıyor acaba?” dedi. “Ucuz yırttım,” demedi. 

Hep beraber yırtacaktık inşallah… Havalar biraz daha ısınsın bahçedeki masaya geçip beni de rahat bırakacaklardı. Çıksınlardı tabii ya! İçimi daraltmasın gitsinlerdi tepemden artık! 

Editörün notu: Evlere kapandığımız günlerde “Yazmak iyi gelir” dedik ve bir araya gelip yazdık, küçük oyunlar oynadık. Kâh güldük kâh hüzünlendik, ama yazının oyun alanında çok keyfili vakit geçirdik. Bu metin evimizle çokça haşır neşir olduğumuz bu zamanlarda acaba evimizdeki eşyalar dile gelse bu günler hakkında ne derlerdi diye sorduğumuzda ortaya çıktı. 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir