Engin Geçtan’ın “Mesela Saat Onda” Adlı Romanı Üzerine…

Yazı: Cahide Tüzün

Mesela Saat Onda” Engin Geçtan’ın İstanbul’da hepimizin çevresinde bulunan, tanıdığımız, tanıyabileceğimiz sıradan insanlardan oluşturduğu karakterleri, zaman ve mekanı bükerek birbirlerinin hikâyelerinin içinde rastgele (!) ama aynı zamanda birbiri ile bağlantılı bir şekilde hareket ettirdiği macera romanı tadında okunan, Metis Yayınları’ndan yayımlanan kitabı.

Roman aslında bize insanı, her bir insanın ne kadar derin, karmaşık ve anlaşılmaya muhtaç hikâyeleri olduğunu, bu hikâyelerin birbirlerine dokunduğunu ve birbirini etkilediğini; her insanın geçmişinden taşıdığı yaraları, zaafları, takındığı maskeleri, içine hapsolduğu ilişki çemberleri olduğunu ve bir gün -genellikle tesadüfen- insanın konfor alanından çıkabileceğini, kendisinden hiç beklenmeyecek şeyler yapabileceğini anlatıyor. Hayatın kitabı aslında biz yaşarken bizim tarafımızdan yazılıyor. Biz hem yazar hem kahraman olarak; ister başrolde ister figüran şeklinde ama illaki kendi hikâyemizin içinde yer alıyoruz.

Her bir insanın hayatı “anlatsan roman olur” tadında aslında. Her birimiz kendi hayatımızın hikâyesini, yaşarken yazıyoruz çoğunlukla ve fark etmeden. Bilerek veya bilmeden aldığımız kararlar, yaptığımız tercihler, girdiğimiz yollar ve rastladığımız insanlar hep birlikte hayatımızı oluşturuyor. Biz yaşarken aslında o anda olayları inşa etmeye devam ediyoruz ve etkilemeye. Hem kendi hayatımızı hem de başkalarının hayatını… Yakın çevremizdekileri de hiç tanımadığımız insanlarınkini de. Ancak günlük hayatın koşturmacasında genellikle bu anda yaşamayıp, ya geçmişin değiştiremediğimiz keşkelerinin arasında veya geleceğin bilmediğimiz belirsizliklerine hükmetme çabası içinde planlar bolluğunda yaşıyoruz. Böyle olunca da şu AN’da kendimiz olabiliyor muyuz? Eylemlerimizin sorumluluğunu alıyor muyuz? Hayatı hep erteliyor muyuz? Yoksa taktığımız maskelerin arkasında alıştığımız şekillerde yaşamaya devam mı ediyoruz?  

Yazıldıkça yaşanan veya yaşandıkça yazılan bir kitap yazmış Engin Geçtan, aynı hayat gibi. Kitapta zaman doğrusal değil, döngüsel. Kitabın içinde kitap var, hayatın içinde hayatlar, her bir karakterin hikâyesinin içinde başka hikâyeler ve hayatlar var, her bir karakter başka bir hikayeye dokunuyor ve değiştiriyor.

Aslında içinde yaşadığımız hayatı ve sıradan insanları, birbrileri ile rastgele çakışan ilgi çekici hikâyeleri ile karşımıza çıkarmış ve okuyucu olarak bizleri de kitabın içine girmeye davet etmiş. Romanı okurken bazı karakterler ile kendimizi özdeşleştiriyoruz, yani kitabın içine giriyor ve o kahramanların arasına karışıyoruz, düşünüyoruz, sorguluyoruz, yargılıyoruz, şaşırıyoruz ve en sonunda kendi hayat hikâyemizin hem yazarı hem kahramanı olduğumuzu fark ediyoruz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir